2009-07-11 02:09:31
Her babanın çocuğuna bırakabileceği en büyük mirasın soyadı olduğu söylenir. Yerinde bir sözdür. O soyadı ile hayatta saygınlık kazandığınız da olur, kaderinize razı olduğunuz da? Hiçbir emek harcamadan keyfinize bakmanız da mümkündür, ne yaparsanız yapın umursanmamanız da?
Futbol dünyası da bu açıdan belki de en zorlusudur baba-oğul ilişkilerinde? İsimlerin aynı olmasının dahi oyuncuların karşılaştırılmasına yettiği bir dünyada babanın ardında bıraktıkları ile oğlun sahip olduklarının karşılaştırılmamasını beklemek fazla iyi niyetlilik olur?
Bu konunun en bilindik söylemi ise ?Soyadının altında ezildi? tümcesidir. Babalarının yıllar öncesinde bıraktığı güzel hatıralara ihanet ettikleri suçlamaları ile karşılaşan oğulların sayısı da az değildir. Bu dertten en muzdarip ise kuşkusuz Jordi Cruyff?tur. Oynadığı takımlar ve şu ana dek gösterdiği performans ile ortalama bir oyuncu sayılabilecek Jordi?nin dünya futbol literatüründe bıraktığı izlenim ??Johan Cruyff?un yeteneksiz oğlu?? olmaktan öteye gidememiştir.
Bunun tam tersi örnekler de vardır. Youri Djorkaeff babası Jean?ın bıraktığını futbol mirasını çok daha yüksek bir yatırım yapmıştır. 2 Fransa Kupası ile yetinen babasının aksine Youri, Kupa Galipleri ve UEFA Kupası?na ek olarak Fransa?nın Dünya ve Avrupa Şampiyonu olarak futbolda en üst basamağa çıktığı yılların da mimarlarından biriydi.
Ancak bir baba oğul için tüm bu başarılardan veya hayal kırıklıklarından farklı bir duygu vardı. Onlar yaşanılması çok zor bir başarıya imza atarken daha büyüğünü büyük bir şanssızlık ile kaçırdılar.
Futbol kariyerinin en parlak günleri Anderlecht?de geçiren ve bu forma altında Belçika gol krallığını kazanma başarısı gösteren Arnor Gudjohnsen, oğlu Eidur henüz 8 yaşındayken en büyük hayalini açıklamıştı.
Arnor Gudjohnsen 17 yaşında baba olduğu bu hayatta oğlu ile bir gün aynı maçta beraber mücadele etmeyi düşlüyordu. Eidur da onu hayal kırıklığına uğratmayacak ilk adımı Valur Reykjavik?te başlayıp, Barcelona?ya kadar uzanan futbol kariyeri ile atmış oldu.
Luc Nilis?in leblebi kıvamında golleri sıraladığı, genç Ronaldo?nun hala zayıf ve gol konusunda merhametsiz olduğu günlerde PSV saflarına katılan Eidur, fazla forma şansı bulamaması ve kendisine atacak gol kalmamasına rağmen İzlanda Milli Takımı?nın umut vaat eden genç isimlerinden biriydi.
Daha önce diğer yaş gruplarında milli takım forması giyen Eidur ve milli takımın önemli golcüsü Arnor?un büyük umutlarla beklediği teklif 1996?nın nisan ayında geldi.
Baba ve oğul Gudjohnsen İzlanda?nın Estonya?ya karşı oynanacağı özel maç öncesi beraber kadroya alındıklarını öğrendi.
Futbol hayatında çok fazla futbolcunun eline geçemeyecek bir şans yakalayan baba oğul Talinn?deki karşılaşmaya beraber başlamayı umut ederken, belki de daha anlamlı olacağı düşüncesiyle alınan bir kararla birbirlerinin yerine oyuna girdiler. İkinci yarıda yanağından öperek yerini oğluna bırakan Arnor Gudjohnesen yıllardır hayalini kurduğu şeye ilk kez bu kadar yaklaştı ve aynı anda sahada olma hayalini bir sonraki maça erteledi.
Ancak kader ağlarını örmekte gecikmedi. PSV?nin genç İzlandalısı Eidur bu maçtan kısa bir süre sonra İrlanda?ya karşı oynanan genç takım maçında ayak bileğini kırarak futbola ara vermek zorunda kaldı. Bu futbolu bırakma noktasına gelen Arnor?un da oğlu ile aynı takımda oynayabilme ihtimalini böylece ortadan kaldırdı.
Ne kadar hüzünlü olursa olsun yaşanabilecek en güzel öyküyü yaşamış Gudjohnsenler? Hele Pele?nin oğlunun uyuşturucu nedeniyle nezarethaneden toplamak zorunda kaldığı bir durumla karşılaştırılırsa..
Allah küçük Christian?a zeval vermesin. Dedesi Cesare ve babası Paolo?dan sonra ??Maldini?? soyadı ile taşıyacağı yük dünyadaki her futbolcudan daha fazla olacak..
Paylaş: