2008-07-01 10:59:24
2008 Avrupa Futbol Şampiyonası`nda mutlu sona İspanya ulaşırken; Boğalar, yıllardır devam eden makus talihini de bu turnuva ile değiştirmeyi bildi. Jaglersport.com Genel Yayın Yönetmeni Kutlay Kılıç da İspanya`nın bu zaferini sizler için kaleme aldı..
DÜNYANIN SONU MU GELİYOR?
``Futbol hayattır`` sözüyle bire bir örtüşen bir taraf da işin nankörlük kısmıdır. Hayatta her zaman haksızlığa uğradığınız gibi, hayatın küçük bir örneklemi olan bu ayak topunda da sık sık yaşarsınız bu dünyevi duyguyu... Bu konuda işin uzmanı ise kuşkusuz İspanya idi şimdiye kadar. Her turnuva öncesi itina ile iddialı olunup, aynı itina ile hayal kırıklığı yaşayıp, yaşatmak da ayrı bir beceriydi. Onlar da bu şekilde futbol tarihinin bir kült figürü olmayı başarmışlardı. Turnuvanın mazlumuydu onlar... Bazen hakemin, bazen fazla güvenin, bazen de beceriksizliklerin mazlumu...
Ancak Pazar gecesi ``Acaba dünyanın sonu mu geliyor?`` dedirten olay gerçekleşti ve İspanya?ya maç sonu bir kupa verildi. Casillas bir kupa kaldırıyordu ama Şampiyonlar Ligi kupasına da hiç benzemiyordu bu... Maçın bitiş düdüğü ile sevinçten etrafa saçılan İspanyol oyuncular görmemiştim hiç... İspanya bayrağı taşıyıp sevinen ``beyaz`` formalı çok oyuncu görmüştüm ama böylesini değil... Evet, usulen beklenen ancak ihtimal verilmeyen şey gerçekleşmiş, İspanya bir turnuvada şampiyon olmuştu.
Kısa süreli şoku, ``Dünya gözü ile bunu da gördük`` mırıldanmaları takip etti ve işlerin bu noktaya nasıl geldiğini düşünmeye başladım. Aslında işin özü basitti. Futbol 2004?de o kadar nankördü ki artık kendisine bir çeki düzen verme ihtiyacı hissetti. Tamam, Yunan oyuncular da çabalamış, mücadele etmişlerdi kupa için ama bunu o kadar tatsız yapmışlardı ki insanı köşe vuruşundan dahi soğutmayı başarmışlardı. Yunanistan?a çeyrek finalden kupa zaferine kadar 2 köşe vuruşu ve bir sağ kanat bindirmesi yetmişti.
Futbol, Almanlar ile de benzer duyguları çok yaşatmıştı ancak o Almanya bile 2006?da kendisini yeniledi, değiştirdi. İlk hak edenin hak ettiğini bulduğu turnuva değildi bu... 2006?da İtalya?nın şampiyonluğunu da bu hayatta görebilmek kısmet olmuştu. 2008 İspanya?sı kadar büyüleyici oynamıyorlardı ama o turnuvanın en çok isteyeni ve hissedeniydiler. Ya da kötünün iyisi... Siz seçin...
Ama 2008 geldi ve İspanya yılların emeği ile ektiği topraktan yetenek biçmeye başladı. Sadece biçmek değil artık uzatmalara da penaltılara da meydan okuyorlardı. Ne 94?teki gibi ofsayt krizini yaşadılar ne de 98?deki Nijerya gafletini... Ne 96?daki gibi onları penaltılarla geçebilecek İngilizler vardı ne de 2000?deki gibi son dakikada penaltı kaçırabilecek Raul... 2002?nin tersine hakemler onlara karşı da adildi. 2004?ün aksine isteler de Yunanistan?a kaybedemezlerdi zaten, 2006?da Ribery?e kaybettikleri gibi...
Artık futbol da yeter dedi bu işe... Tarihten borçları tahsil etmenin vakti gelmişti. İyi oynadılar, akıllı davrandılar ve en önemlisi herkesten çok istediler. Kaderin ağları da ancak böyle sökülüp atılabilirdi zaten. Böylesine bir zaferi belki çok ironik olarak turnuva takımı Almanya?ya karşı kazanmıştı turnuvaların mazlumu.. O artık sırtı dönük ``bir zamanlar gururlu bir genç vardı`` cümlesiyle başlayan lakırdıyı etme hakkına kavuşan taraftı.
Ne söyleyeyim çok sevindim İspanya için... Bugüne kadar bile böylesine çok İspanya bayrağı arasında görmemiştim Puyol?u, Xavi?yi ve Iniesta?yı.. Daha önceden İspanya Milli Takımı?nda oynamayı reddeden Barcelonalı Oleguer televizyonu mu kapattı yoksa kutlama mesajı mı attı merak ediyorum çok. Wimbledon?da sevinçten sağını solunu dağıtmış bir Rafael Nadal görmek bile güzel geldi doğrusu...
Kısacası futbol artık nankör değil. Ama eski alışkanlıklarından kurtulamadığı da açık... Almanya önünde milli takımın başına gelen belki de buydu. Sağlık olsun deyip, 2010?a bakalım. 2 sene sonraki favorim de belli... Artık sıra Hollanda?da... Hayırlısı ile bu hayatta onların da Dünya Kupası kaldırdığını da görürüz inşallah... Kısmet...